Dergi Detay

Dergi Resmi

Dil ve Edebiyat (196. Sayı)

Dergi Ücreti : 18 ₺

EĞİTİM DİPLOMASİSİ VE GELECEK

Üzeyir İlbak

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile  “Türkiye’de Yaşamak” başlıklı bir yarışma düzenledi. Yarışmaya dünyanın dört bir ya- nından YTB bursuyla veya imkânlarıyla Türkiye’de farklı eğitim kademelerinde öğrenim  gören, mezun olup ülkelerine dönen veya bir şekilde Türkiye’de yaşamaya devam eden  kişiler katıldı. Farklı etnik ve dinî inanca mensup yüzlerce öğrencinin insanın kalbine dokunan metnini  birkaç kez okuma fırsatı buldum. Son kez dereceye giren ve kitap olarak yayımlanacak  metinleri tekrar okudum. Çoğunluğu Türkçe bilmeden, bir kısmı dizilerden Türkçeye dair  bir fikir sahibi olarak; heyecanları, tedirginlikleri, ürkeklikleriyle gelip Türkçe öğrenmeye  başlamış; kimi liseye kimi üniversiteye başlayıp mezun olmuş. Yüksek lisans ve doktora  yapanlar var. İçlerinden yabancılara Türkçe öğreten öğretmenler de çıkmış. Özellikle Suriye’den çocuk yaşlarda mülteci olarak gelip sokakta öğrendiği Türkçe ile  okula başlayanların hikâyeleri daha bir dokunaklı. İçlerinden sarsıcı olanlar da var. Müs- lüman coğrafyasından gelenlerle Yeni Zelanda ve Güney Amerika ülkelerinden gelen ço- cukların buluşma alanları ve Türkçe ile yaşama maceralarının ortaya çıkış hikâyeleri  insanlık adına umut vadedecek kadar güzel dostluklara imkân sağlamış. Aynı odayı pay- laşan Ukraynalı ve Afrikalı çocukların; Moğolistan’dan gelen kızın komşusuyla ilişkileri  ve ailesiyle gelip bir sitede iş bulup Türkiye’de eğitimini sürdüren mühendisin hikâyesi  daha başka. Birbirine benzer maksatlarla yola çıkan ve birbirinden çok farklı hikâyesi olan yüzlerce  çocuk ve gencin ortak paydası ve şaşırtıcı hayatlarının hikâyesi; Millî Eğitim Müfreda- tı’nın bizim çocuklarımızda inşa edemediği ortak değerler, kültür, medeniyet algısı, tarih  şuuru, komşuluk, aile ilişkileri ve gelenek gibi ortak bir zihinle Türkiye’ye intibak etmeleri- dir. Bu metinler nesilleri geleceğin ortak ideallerinde birleştirmenin kapısını aralayabilir  mi, diye düşünmedim değil.  Endülüs ve Osmanlı Eğitim anlayışı zamanının en görkemli sistemini kurarak Orta Çağ’ı  aydınlattı. İnsanlığın ortak ideallerine önemli katkılar sağladı. Bugün pek çok insan tara- fından eleştirilse de Osmanlı Enderun sistemi kendi içinde tutarlı, kozmopolit ve aidiyet  inşa etmede başarılı bir sistem olarak değerlendirilmesi gereken bir modeldi. Egemenlik  alanının farklı bölgelerinde getirdikleri çocukları eğitim sistemi sayesinde başarılı birer  devlet adamı, mimar, asker… yaparak dünya tarihini etkileyen önemli imparatorluk dev- leti olarak dünya tarihinin bir dönemine damgasını vurdu.
zellikle Endülüs, dünya tarihinde din, dil, etnik kimlik ve insanları deri rengine göre tasnif  etmeden Medinetü’z-Zehra’da eğitti ve orada yetişenler insanlık tarihinin yıldızını parlattı.  İbn Haldun Endülüs medeniyetinin gerilemesiyle ortaya çıkan durumu "Endülüs'e gelince,  yüzlerce yıldan beri Müslüman umranın gerileyip eksilmesiyle, oradaki öğretim faaliyetle- ri ve ilme verilen önem ortadan kalkmıştır. Endülüs halkı arasında ilimden geriye sadece  Arapça ve edebiyat öğretimi kalmış, sadece bunlar üzerine yoğunlaşmışlar ve öğretim me- totlarını korumuşlardır. Fıkıh, muhtevasız bir hale gelmiş, akli ilimlerin izi bile kalmamıştır.  Bunun sebepleri, umranın gerilemesiyle öğretimin kesintiye uğraması, bazı kıyı bölgeleri  dışında Endülüs'ün büyük bir bölümünün düşmanlar (Hristiyanlar) tarafından ele geçirilmesi  ve halkın, her şeyden daha çok geçimleri ile meşgul olmalarıdır. Allah her işinde galip olan- dır." şeklinde ortaya koyar. İbn Haldun’un Endülüs tespitini Osmanlı üzerinden yorumladığımızda benzer bir sonuçla  karşılaşırız. Ne zamanki devşirilmek üzere çocuklarımızı Batı’ya gönderdik gerileme ve çö- küş sürecine girdik. Gönüllü devşirilme çağının ardından bu topraklarda, yabancı dille eğitim  yapan misyoner okullarına izin verildi ve başkaları için onların dilleri ve kültürleriyle yetişen,  okuyan ve düşünen bir nesil yetişti. Askeriye ve tıbbiyelerde devşirilmiş bir nesil eliyle im- paratorluk yıkıldı. Cumhuriyet’e aktarılan misyoner ve yabancı dille eğitim yapan okulların tortuları yaşatılma- ya devam ettirilirken tek parti yönetimi sırasında tek partiye mensup seçkinlerin çocukları  yetiştirilmek üzere devlet bursuyla eğitilmek üzere Avrupa okullarında gönderildi. Avrupa’da  zihinleri ve bedenleriyle dönüşenler melez bir kimlik ve anlayışla döndüler ve eğitim sistemi- ni köklerinden tamamen kopararak ülkenin kıblesini değiştirdiler. Netice itibarıyla bu ülkenin en büyük sorunu ilköğretimden -hatta okul öncesi- itibaren Batı  dilleriyle eğitim yapan ve Batı okullarında eğitim görüp ülkeyi yönetmek üzere dönen; kültür  ve medeniyetleriyle barışık olmayan kesimdir. Devşirilmiş çocuklar aracılığıyla kültürümüz,  yaşama biçimimiz; ekonominin idare edildiği plazalarda, yazılı ve görsel medyada konuşulan  dil, kullanılan kelimeler, telaffuz yerle bir ediliyor. Dilini doğru öğrenmeyen, doğru kullana- mayan ve başkalarının kültür kodlarıyla düşünmeye çalışanlar da bu ülke için düşünmüyor ve  düşünemiyor. Başkalarının kelimeleriyle bu ülke için kayda değer bir eser ortaya koyamazsı- nız. Mimar Sinan Taç Mahal ile Mostar Köprüsü arasındaki coğrafyada hâlâ zirve bir mimar  olarak yaşıyorsa, bunun aldığı eğitimi anlamaya çalışmamız gerek. Farklı ülkelerden gençleri eğiterek, gittikleri yerlerde yürütülecek diplomasi ve uluslararası  ilişkilerde yapacakları katkıları göz ardı etmeden eğitim sistemimiz üzerine yeniden düşün- memiz ve müfredatı yeniden gözden geçirmemiz gerek.
***
Oruç ayını “Samanyolu’nda Ziyafet” şuuruyla yaşayan, bu süre boyunca Gazze soykırımının  faillerini unutmayan, inandıkları dini "Tanık ol, biz Müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız."  (Kuran:3/52) diye yaşayanların Ramazan Bayramı mübarek olsun