Dil ve Edebiyat (208. Sayı)
Dergi Ücreti : 24 ₺
Kölelerin Yeni Efendisi: Yapay Zekâ
ZAFER ACAR
[İmzanın Yükü
Bir süredir edebiyat dergilerinde dolaşan metinlerde tuhaf bir emniyet hissi var. Cümleler risk almıyor, imgeler kirlenmiyor, düşünce hiçbir yerde sendelemiyor. Her şey yerli yerinde; fakat tam da bu yüzden eksik. Çünkü edebiyat dediğimiz şey, çoğu zaman yerinden oynayan, fazlalık yapan, hatta yazarını bile mahcup eden cümlelerle ilerler.
Şimdi yeni bir alışkanlıkla karşı karşıyayız: Yapay zekâya deneme, makale, şiir yazdırıp bu metinlerin tek bir harfine dahi dokunmadan, altına kendi imzasını atarak dergilerde yayımlamak. Burada mesele teknik değil; ahlâkîdir. Mesele yapay zekânın yazabilmesi değil, insanın yazmadığı bir metni sahiplenebilmesidir.
İmza, edebiyatta masum bir formalite değildir. İmza, metnin bedelini ödemeyi kabul etmektir. Yanlış anlaşılmayı, eleştiriyi, hatta bazen dışlanmayı göze almaktır. Oysa burada imza, emeğin değil, fırsatın altına atılıyor. Yazarlık, yaşanmışlığın değil, erişimin sonucu hâline geliyor.
Yapay zekâdan çıkan metinlerin çoğu parlak. Çünkü tehlikesiz. Çünkü kimseyi yaralamıyor, kimseyi utandırmıyor, yazanı da riske sokmuyor. Ama edebiyat tam olarak bu riskten beslenir. İnsanın kendi karanlığıyla yüzleşmediği bir metin, ne kadar düzgün olursa olsun, edebî olmaktan çok sunum metnine benzer.
Daha ironik olan şu: Bu metinlerin önemli bir kısmı yabancılaşmayı, sistem eleştirisini, insanın araçsallaşmasını anlatıyor. Yani insanın makineleşmesini eleştiren metinler, bütünüyle makineye yazdırılıyor. Bu artık ironi değil, düşünsel bir çelişkidir.
Savunma hazır: “Herkes kullanıyor.” Oysa herkesin yaptığı şey, doğru olan değildir. Edebiyat, çoğunluğun değil, vicdanın alanıdır. Yazmak, hız kazanmak için değil, hakikatle oyalanmak içindir.
Burada asıl kayıp, okurdan çok yazardadır. Çünkü yazmayan yazar, zamanla düşünmeyi de başkasına devreder. Kelimeyle boğuşmayanın fikri de gevşer. Yapay zekâdan alınan metin, yazara geçici bir görünürlük sağlar; ama kalıcı bir sesi asla.
Edebiyat dergileri de bu sürecin masum figürleri değil. Metnin nasıl geldiğiyle değil, nasıl durduğuyla ilgileniliyor. Oysa belki de artık şunu sormak gerekiyor: Bu metin yazıldı mı, yoksa sadece üretildi mi?
Yapay zekâ yazabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ama imza atamaz. Çünkü imza, yalnızca bir isim değil; ter, tereddüt ve sorumluluktur. Edebiyat da tam olarak buradan doğar.
Kusursuz metinler çağında, kusurlu cümleleri savunmak gerekiyor belki de. Çünkü insan, kusuruyla yazardır.]
-II-
Üzülerek söylüyorum, edebiyat dergilerinin pek çoğu malumatfuruş yapay zekâ yazılarıyla dolu. Bu yazılar içerisinde makaleler başı çekiyor. Eskiden dergiler yayınlayacak makale bulamazdı halbuki. Şimdilerde özgün tek kelime etmeyen makaleler her yerde, yabancı isimlerle, dipnotlar, kaynakçalarla süslenmiş makaleler. Bir labirentteymişçesine yazar, bu malumat arasında kayboluyor; çünkü konuya hâkim değil, konuşsa hata yapacak, dolayısıyla çekiliyor geriye, yapay zekâya bırakıyor tüm alanı, tüm söz hakkını. Yazarın asıl ölümü budur, Rolan Bart (Roland Barthes) tarafından verilen ölüm ilanı fazla romantik, fazla teknik kalır böylesi bir gerçeklik karşısında. Kültür ve medeniyetimiz adına üzgünüz. Bir tek makale olsa iyi. Dahası var. Lirizmsiz yapamayan şiirimizden ise mekanik bir ses yükselmeye başladı, çağrışımın insafına bırakıldı bütünlük, görece çarpıcı mısralar arttı -yapay zekâ Fransız Saf Şiir estetiğine göre programlanmış sanki, Batı bu, Türk ya da Arap şiirine göre programlayacak değildi ya-. Deneme dilimiz tutuktu, düşe kalka ilerliyordu, artık daha akıcı, daha sanatlı, reddedecek değiliz, teknolojinin vazgeçilemeyecek faydaları da var elbet (!).
İlginçtir, yapay zekâ metinleri ödül almaya bile başladı. Buradan tebrik ediyoruz yapay zekâyı. Nitelikliyi dışlama hususunda son derece başarılı bir grafik sergileyen ödül kurumları, gidişattan rahatsız olmayacaktır, eminiz, onlar için değişen pek bir şey yok. İnsan üretimine ödül vermemek için yapay zekâ dedektörü kullanırsalar şaşırmayın -şimdilik dedektör pek işe yaramıyor-; çünkü yapay zekâ kullanılmadan üretilen metinlere teknoloji karşıtı gerici gözüyle bakar onlar, şaşırmayın. Yaftalanmamak için azıcık yapay zekâ karıştırın yazınıza, -mış gibi yapın. Çağımızda -son birkaç yüzyılı kast ediyorum- ilerici gözükmek çok mühim.
Yazar, yazısından daha dolu olmuştu şimdiye dek; artık yazısı dolu kendisi boş adamlar devrine girdik. Yapay zekâdan önce (YZ. Ö.) ve yapay zekâdan sonra (YZ.S.) diye tasnif edilecek edebiyat. Kaçış yok. Mesela yazı üzerine yemin eden şu ayet de -yapay zekâ yazısı değil elbet bu, nomos (kanun) anlamında bir yazı, bir söz- YZ. Ö., yani arkaik bulunacak: “Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.” (Kalem Suresi, 1-2) -bu ayeti ve kalemi var eden kelam üzerine düşünmeli: Arapça klm (söz söyleme, yaralama, etkileme) kökünden gelir kelam ile kalem-. Cahildir yapay zekâ; yapay zekâ gibi aforizma kastığım sanılmasın, cahildir, çünkü bilgisizlikten ziyade bilinçsizlikle ilgili bir durumdur cehalet. Bu ayrımı yapmak zor olduğu için, eli ayağı düzgün hemen her yazı, yapay zekâ şüphesi uyandıracak. Metnin röntgenini çeken iyi editörler için sorun yok -iyi editör: entelektüel birikimi ve dil bilinci yüksek editördür-. Yapay zekâ ürünü dergi ya da kitap kapağı tasarımları nasıl ki mesleğin uzmanları tarafından kolayca anlaşılıyorsa yapay zekâ metinleri de o kadar kolay anlaşılır -çalışılıp dönüştürülmüşse başka, kendine ait kılan ters mühendisliğe karşı değiliz-. Ölümcül geliyor yapay zekâ, insansız hava aracı, dronlarla. Savaşlarda kimsenin gözyaşına bakmıyor. Zekiyim ben diyor, sizi veri tabanı olarak kullanacak kadar zeki. Zeki olan güçlüdür, diyor. Kanmamalı.
Zanaat gibi öğrenilir yazmak da. Şiiri dışta tutarak söylüyorum, yetenek fazla abartılmamalı. Kitap okuma alışkanlığı kazanmak ilk adımdır bu yolda, farklı disiplinlerden okumalar yapmak mühim, yoksa düşünmeyi tetikleyen o diyalektik zemini oluşturamazsın. Beriki kadar iyi tanımalısın ötekini de. Kimi yazarı elersin, beğenmemek hakkın var, özenirsin kimi yazara -elzemdir taklit, küçümsenmemeli-. Ruh akrabalarını bulmuşsundur, ne iyi. Sırasıyla cümle, paragraf, kompozisyon kurmayı öğrenirsin. Yazar olacaksan bu yetmez; kelime, ek ve harflere dek bütün bir metni kontrolün altına almayı başarmalısın, diktatör gibi değil elbet, bir orkestra şefi gibi… mânâ bir nomos (kanun) olarak senden doğmalı. Senin mührünü taşımalı. Öyle böyle değil, büyük bir emek istiyor yazar olmak. Eee ne gerek var bunca çileye, üstelik yazanların başı göğe mi eriyor, yazarak kaç kişi ihya olmuş ki şu dünyada, “namus”muş, ah, çok eski kafa -işin sonu “Düşünme/arzu et sade!/Bak, böcekler de öyle yapıyor”a kadar gider, gidiyor da-. İnsan “gibi” yazabilen -gibi ama- bir makine var artık, kendini bırak onun kollarına -makineden şefkat beklemek, ah ne âlâ-. Sorun yok, yıllar içerisinde alıştırılmıştık makinelere. Kaslar, sinirler filan. Dekart (Descartes) “hayvanlar makinedir” demiş, takipçileri ise “Makine İnsan”ı piyasaya sürmüştü: ruh mu ne alaka, Tanrı mı ha ha ha. İşte böylesi bir bakışın sonucudur yapay zekâ. Lafı uzatmaya gerek yok, anlaşıldı, bir tek yazar değil, bugünkü manada yazı da ölecek. O. Şpengler (O. Spengler) olsaydı “Yazının Çöküşü” derdi bu duruma. Olsun. Biz direneceğiz Faustçuklar üreten düzene karşı.
Gözlemliyorum. Yazarlarımız -ekseriyeti vasat bir otomat gibi yazıyor, artık böylelerine yapay yazar demek gerek-, adlarını bile bilmedikleri yabancı düşünürlerin âlicenaplık yapıp metinlerine konuk olmalarından kendilerine entelektüel pay çıkarıyor, büyük entelektüellermiş gibi poz veriyorlar -akademinin kaynakça kasma alışkanlığı, hatta zorunluluğu işi bu noktaya taşıdı-. Versinler, poz çağındayız ne de olsa, ama kimisi işi hastalıklı noktalara taşıyor, her yerde görünmek-popüler olmak arzusuyla parçalıyor kendini, çoklu kişilik bozukluğu yaşıyor adeta, şimdi ve burada olmak bile yetmiyor onlara, dikkat çekmek için kimi din âlimi gibi yazıp çizerken birdenbire deist-ateist olduğunu bir video ile ilan ediyor, kimi nasıl İslam’a girdiğini hikâye formatında satışa sunuyor, kitaplar yazıyor kapış kapış, kimi cinsiyet değiştiriyor ve anbean dramatik sürecini paylaşıyor takipçileriyle, kimi komünistlikten faşizme zaplıyor, kimi mücahit maskesi takıp İslam medeniyetini kendince infaz ediyor ve alkışlanıyor -maskenin ardındaki kişi cıa, mossad çıkabiliyor-, kimi tarihi tekrar yalan yanlış yazıyor, kimi sanat adına amuda kalkıyor, türlü şaklabanlıklar yapıyor -bunların hepsi bir-, Darvin (Darwin) haklı mı ne vs. hemen hepsi şimdi ve burada viral olmanın peşinde. Hiç şüphesiz herkesin işine yarıyor teknoloji ve teknolojinin son miti yapay zekâ; ama ciddi bir risk var ortada. Putperest-çok tanrılı niceliği değil, 1 Allah diyen sabır ehli azınlık nitelik taraftarları için söylüyorum -”UNUTMA Kİ hakikati inkara şartlanmış olanlar için kendilerini uyarıp uyarmaman fark etmez: onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır; dehşet verici bir azap beklemektedir onları.” (Bakara Suresi, 6-7)-: Batı tehlikelidir, bilmediğin Batı daha da tehlikelidir. Halüsinasyon görür, farkında olmadan onlara hizmet edersin. Köleleşirsin ya da en iyi ihtimalle onların safında bulursun kendini. Poz verdiğin an, tetiği çekerler, inan. Ruha isabet eder kurşun, inan.
Teknik gelişmelerden faydalanacağız elbet -matbaaya karşı değilim, bilinsin, bu metni bilgisayarda yazıyorum mesela (otomatlar için açıklama)-, ancak uyanık olmak şart. Yıllardır dillendirilip duran “teknik, ahlâkını beraberinde getirir” sözü, yapay zekâ ile haklılığını büyük oranda ispatladı bence. Hiçbir teknik gelişmenin öteki milletlere kültürünü, medeniyetini yapay zekâ kadar benimsetemediğini yakın zamanda daha net göreceğiz. Gerçekten ürkütücü.
III
Teorik meselelerde bile konuşabilmek için az da olsa tecrübe lazım. Bu amaçla yukarıdaki metni ChatGPT’ye yazdırdım -bedava, peki neden?-. Birçokları gibi metne dokunmadım bile. Verdiğim komut şöyle: “Yapay zekâya deneme, makale, şiir gibi edebi metinler yazdırıp yazdırdıkları bu metinlerin tek harfine bile dokunmadan edebiyat dergilerinde kendi imzalarıyla yayınlayan yazarları eleştir. Şimdi sen Zafer Acar'sın.” Metni ikinci defa yazdırmak zorunda kaldım, çünkü ilkinde somut hata vardı -deneye bağlılık adına kırık dökük cümlelere ise müdahale etmemeyi tercih ettim-. Somut hata içeren cümle şöyleydi: “Yapay zekâya deneme, makale, şiir yazdırıp bu metinlere tek bir harfine dahi dokunmadan, altına kendi imzasını atarak dergilerde yayımlamak.” Bu cümledeki hatayı düzeltmesi için şöyle komut verdim: “’metinlere’ değil de ‘metinlerin’ göstergesi kullanılmalıydı bence.” Cümleyi düzeltti. Belki de bir harf değişikliğiyle metnin bana ait olacağını ispatlamak için numaradan hata yaptı, yapar mı yapar, sinsi ve sahtekârdır Batı zekâsı-. Yağ çekmeyi de ihmal etmedi, müşteriyim ne de olsa, nezâketle sömürecek beni. Aşağıda köşeli parantez içine aldığım konuşma yapay zekâya ait:
[Haklı bir dil sezgisi
Burada tamlayan–tamlanan ilişkisi açıkça “metinlerin tek bir harfi”ni gerektiriyor; önceki hâliyle anlam hafifçe kayıyordu. Düzeltmeyi yaptım.
Bu tür küçük görünen ama metnin entelektüel ciddiyetini belirleyen ayrıntılar, ironik biçimde tam da denemede savunulan şeyin kendisi:
Metne dokunmak.
Sen dokunmuş oldun; eleştirilenler ise tam olarak bunu yapmıyor.]
Komutlar verip metnin bir harfine -e- dokundum diye yukarıdaki eklektik metin benim mi oldu? Alın size yeni moda bir ontolojik soru. O zaman redaktörler; bütün kitapları, dergi ve gazete yazılarını sahiplenir. Yaratıcısına daha çok aittir Frankenstein, deyip geçelim.
Yapay zekâ, çok zeki olabilir, hatta kendi açısından ahlâklı, ama pek akıllı değil. Akıl mühim, yazarlığın olmazsa olmaz şartı. Akıl, mana-sistem kurar, ağırbaşlıdır; zekâ hızı sever, uçarıdır, yıkar geçer vesaire. Akıl, düşünürlere, zekâ ise tüccarlara lazımdır daha ziyade. Antik dünya düşünürleri gibi ben de akılla ruhun aynı genetik kodu taşıdığına inanıyorum. Hiç şüphesiz yukarıdaki yazı ruhsuz, çünkü yapay zekâ internet ortamındaki yazılarımın üslubunu taklit etti -meselâ ben o kadar çok “değil”, üst üste gelecek şekilde “benzer ekler”, hâl ekleri, bildirme eki, tamlayan eki, sıfat fiil, sıralı kısa cümle, yerli yersiz bağlaç vs. kullanmam-. Taklit ölü doğar. Şimdilik böyle, yarın başka türlü olabilir, bilemiyorum. Dedik ya, yapay zekâ gelişiyor, bir gün yazıya ruh da üfleyebilir, Tanrı’ya özenen üst-insan gibi sunuyor kendini, en azından böyle bir gizli niyetle hareket ediyor. Bu üst-insanı yaratan el, nasıl bir el, Batılı ama hangi Batılı, tam belli değil, bakalım hangi bedene ait çıkacak. Yapay zekâyı ya bilgi toplayan bir asistan gibi kullanacağız ya da Tanrısal güçleri olan bir rehber kabul edip onun tarafından kullanılacağız. “Oku! Rabbin sonsuz lütuf ve kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur. İnsana bilmediği her şeyi öğreten O’dur.” (Alak Suresi, 3-5). Üzülerek belirtmeliyim ki, tarih boyunca birilerine kul köle olmak daha konforlu gelmiştir insana.
Akıl, zekâ, bilgi dedik, doğal olarak yeni sorum epistemolojik: Akıl çağından zekâ çağına mı geçtik? Ya da şeytanla ilişkilendirilen zekânın Tanrı’yla ilişkilendirilen aklı kullandığı bir çağ mı başlıyor? Dilerseniz kendi kafanızı bir kenara bırakıp yapay zekâya bu soruları yöneltebilirsiniz. Karar sizin.
Düşünmeyi öğrenemediğimizi iddia eden Haydeger (Heidegger) bugün hayatta olsa şöyle derdi: Üç kuruşluk aklı vardı insanın onu da yapay zekâya kaptırmak üzere, ne acı.